Greencard ile ABD'ye Giriş Yapanların ve ABD'de yaşam kuranların Tecrübeleri




Sayfa 1 Toplam 74 Sayfadan 1231151 ... SonuncuSonuncu
Toplam 738 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree1435Likes

Konu: Greencard ile ABD'ye Giriş Yapanların ve ABD'de yaşam kuranların Tecrübeleri

  1. #1
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368

    Greencard ile ABD'ye Giriş Yapanların ve ABD'de yaşam kuranların Tecrübeleri

    Arkadaşlar, bu başlık altında ABD'ye greencard ile giren kişilerin yaşam tecrübelerini paylaşacağız.
    Ne zaman girdiler, nasıl zorluklarla karşılaştılar, kolay ev ve iş buldular mı, ABD'ye adapte olabildiler mi? Paylaşılan her bir tecrübe ABD'ye greencard ile gelenlere büyük bir fayda sağlayacaktır.
    Form da yazı yazan, soru soran herkesin tecrübelerini paylaşması gelecek yıllarda kazananlara hatta şuan ABD'deye yerleşmiş olanlara bile çok faydalı olacaktır.
    Kendi hikayeniz olmasa bile, başka forumlarda bulduğunuz hikayeleride alıntı olduğunu belirterek paylaşmanızı rica ediyorum.

  2. #2
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Ufuk Bey'in tecrübesi.
    Yakından tanıdığım Ufuk abinin hikayesini kendi ağzından dinlediğim kadarı ile sizlerle paylaşağım.
    Ufuk Abi, elektronik mühendisi ve Türkiye'de iyi bir işi varmış,1992 yılında ailesiyle beraber ABD'ye (Texas) göç ediyor. İlk üç sene bulaşıkçılık yapmış, temizlikçilik yapmış ve biraz para biriktirdikten sonra kendisine bir benzin istasyonu kiralamış. Kazandığı paraları doğru şekilde harcayarak şuan 10 tane istasyonun mülkünü almış. Bana söylediği ilk geldiğinde iki işte birden çalıştığı hatta bazen 5-6 saatlik uykuyla işe gittiği. Ufuk Abi niçin kendi mesleğinde ilerlemediğini bilmiyorum ama bana söylediği buraya gelirsen ilk bir kaç sene sürünmeyi göze al, çok çalışırsan ve sabredersen güzel bir hayat kurabilirsin.
    yapay-zeka, hkviolet and mayuk like this.

  3. #3
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Mustafa Abinin hikayesi
    Mustafa Abi, Türkiye'de bir fabrikada şeflik yapıyorken, amcasının oğlunun hadi sana da greencard formu dolduralım demesi ile greencard çekilişine katılan ve kazandıktan sonra ABD'ye yerleşen birisidir. İlk geldiğinde ingilizce bilmediği için NY-NJ bölgelerinde Türkleri buluyor ve Limuzin şöförlüğü işine başlıyor. Burada çalışarak biraz para biriktiriyor ve kendisine bir ortak bularak bagel store açıyor. Bagel işi gayet güzel bir şekilde işlerken ortağı vefat ediyor ve Mustafa Abi hissesini satıp bir istasyon kiralıyor, kendisi 2 personeli ile birlikte günde 12 saat çalışıyor (2007). Ben kendisi ile tanıştığımda ABD'ye geleli 8 sene olmuştu. Bana söylediği "Ben, buraya gelmekle büyük bir risk aldım, bana herkes sen orada ne yapacaksın, dil bilmesin, iz bilmessin demişti ama onları dinleseydim şimdi bunlara sahip olamazdım." Mustafa Abi geldiğinin 7. senesinde kendisine Navigator son model bir jeep ve 20 yıllık mortgage ile bir ev almıştı.
    Tecrübesinin yeni gideceklere ilham kaynağı olmasını diliyor, kendisine buradan saygılarımı iletiyorum.
    yapay-zeka likes this.

  4. #4
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Bu paylaşım Kinyas isimli arkadaşımız tarafından daha önce yapılmıştı bu başlık altında ayrıca paylaşmak istedim.

    Akşam Gazetesi Yazarı Aylin Löle'nin 2009 Yılında yaşadığı Green Card deneyimi

    Fırsatlar ülkesi Amerika'da kendine yeni bir hayat kurmak isteyen her yıl 55 bin kişi, çekilişle Green Card kazanıyor. Her ülkenin farklı kotasının bulunduğu bilgisayarlı çekiliş için ekim-kasım ayı içinde başvurunuzu yapmanız gerek. Sayısız danışmanlık şirketinin 'Bizden başvurun, şansınızı artsın' diye vaatlerde bulunduğu Green Card talihlisi olmak için ise ilk yapmanız gereken, Amerikan Hükümeti'nin resmi internet sitesinden başvuru formunu ücretsiz olarak doldurmak! Kuraya katılabilmek için lise veya dengi bir eğitim görmüş olmak yani ilk, orta ve lise eğitimini tamamlamış olmanız gerekiyor. Veya son beş yıl içinde deneyim ve uzmanlık gerektiren bir işte en az iki yıl çalışma şartı aranıyor. Bir vesikalık fotoğrafınızı da tarayıp, http://www.dvlottery.state.gov/ adresinden ulaşacağınız başvuru formunu doldurduktan sonra yapmanız gereken ise sabırla beklemek. Unutmadan, başvuraya ekleyeceğiniz fotoğrafınızın açık renk fon önünde çekilmesi ve sizin de doğrudan objektife bakmanız gerekiyor. Fotoğrafta başörtüsü veya şapkaya dini inançlar için giyiliyorsa izin var, ancak askeri, havayolu veya diğer personel şapkalarına izin verilmiyor.

    - Barbie bebek talihlisi ben Sam Amca'ya terfi etmişim!
    Peki ben ne yaptım? 2009 Green Card talihlisi olarak, kendi başvurumu, üniversiteden 5 devre küçük bir arkadaşım olan Özgür Toraman'a yaptırdım. Son beş yıldır sürekli Green Card için başvuran Özgür'ün 'Amerika'daki doktora programlarına kayıt yaptırabilirsin, Green Card her zaman işine yarar' aklına uydum. Ancak danışmanlık şirketlerine sadece başvuru için 150-200 dolar para vermek istemediğim ve ücretsiz formu kendim doldurmaya üşendiğim için başvurumu Özgür benim yerime yaptı. Peki başvurunuzu yaptıktan sonra kazanıp kazanmadığınızı nasıl öğreniyorsunuz? Tabii ki adresinize gelecek bir zarfla! Eğer çekilişi kazanırsanız, 5-7 ay arasında kazandığınızı gösteren bir zarf belirttiğiniz adresinize geliyor.

    Çekiliş ve talih konusunda 34 yıl içinde tek kazandığım çocukken Milliyet Kardeş Dergisi'nden Barbie bebek olan (Onu da Edirne'deki Hachette bayi elinde 'kalmadığı' gerekçesiyle vermemişti) biri olarak, haliyle Green Card çekilişi için kendime tanıdığım şans sıfırdı!

    - 'Amerikan sistemi' bile bir hata yapmış ama şanslıydım
    Geçen yıl ağustos ayında 'Herhalde bu Green Card bana çıkmadı, çıksaydı bu zamana kadar zarf gelirdi' diye düşünürken (Çünkü elektronik posta ile bilgilendirme yapılmıyor), eve gelen bir telefonla Green Card çekilişini kazandığımı öğrendim. Nasıl mı? Kentucy'deki merkez, benim kazandığımı belirten ve içinde 'Case number'ımın bulunduğu kağıdı 'yanlışlıkla' (Demek Amerika'da böyle konularda yanlışlık olabiliyormuş) İstanbul'dan kazanan başka bir talihlinin zarfının içine koyup göndermiş. Sadece adım-soyadım ve case number'ımın yazılı olduğu kağıdı gören İstanbullu talihli, büyük bir iyi niyet örneği göstererek başvurusunu yaptığı Desk Danışmanlık şirketine bunu teslim etmiş. Desk Danışmanlık yetkilisi, onlardan başvurumu yapmadığım halde, rehberden numaramı bularak bana ulaşmayı başardı. O kağıt olmadan kazandığımı ispatlayacak başka hiçbir şeyin olmaması, şans faktörünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

    - Doğruyu yalnızca doğruyu söylemeyen aday eleniyor
    Kazandığınızı öğrendiniz, zafer sarhoşluğu içinde birkaç ay geçirdiniz. Şimdi yapmanız gereken, elinizi çabuk tutup sizden istenen evrakları hızlı bir şekilde hazırlamak. Peki neler isteniyor? Pasaportunuzun tam fotokopisi, DS-230 Kısım 1 ve Kısım 2 formlarının doldurulması, nüfus kayıt örneği, evlilik cüzdanı, boşanma belgesi veya ölüm kayıt örneği, mahkeme ve hapis kayıtları, 16 yaşın üstündeki başvuru sahipleri için polis belgesi, mali yardım kanıtları, sadece Federal Hükümetin belirlediği Türk fotoğrafçılarda 5x5 cm beyaz fon önünde çekilmiş rötuşsuz fotoğraf. Burada unutmamanız gereken altın kural şu: İlk başvurudan itibaren beyanda bulunduğunuz her şeyin doğru olması gerekiyor. En küçük bir yanlış, hakkınızın yanmasına anlamına geliyor. Örneğin, evlisiniz ama başvuru formunda bekar olduğunu beyan ettiniz. Nüfus cüzdan suretinizde görülen evli ibareniz, sizin başvurunuzun anında çöpe gitmesine neden oluyor. Bu yüzden en başından itibaren, tıpkı Amerikan filmlerinde olduğu gibi 'Doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyemeye yemin edin'! Aksi halde, hiçbir mazeret kabul edilmiyor. Bu süreçte güvenilir bir danışmanlık şirketinden yardım alabilir ya da benim gibi yapıp Özgür'e 'Tüm bunları başıma açan sensin, hangi evrakları hazırlayacağımı öğren' diyebilirsiniz. Bu arada tüm bu evraklardan 2 takım hazırlamayı unutmayın. Çünkü bir takımı Kentucy'daki merkeze göndereceksiniz. Eğer ikinci aşamada eğer evraklarınızda bir pürüz çıkmazsa Ankara'daki Büyükelçilik'teki görüşmeniz için bu evraklar orijinalleri ile birlikte size tekrar lazım olacak. Hazırlayacağınız evrakların sayısına göre yeminli tercümana vereceğiniz para en az 350 TL'den başlıyor, 1.500 TL'ye kadar çıkabiliyor. O yüzden cebinizde paranız hazır olsun. Benim bu kez de şansım yaver gitti ve yeminli tercümanlık bürosu olan bir arkadaşım evraklarımı ücretsiz olarak hazırladı! Dediğim gibi şans faktörü burada da önemli! Amerikan Hükümeti; tüm resmi evraklarını UPS ile gönderiyor. Haliyle sizin de hazırladığınız evrakları da UPS'le göndermeniz gerekiyor. Bu da yaklaşık 100 TL daha maliyet demek!

    - İlk Amerikan acısı: Aşı
    Kentucy'daki merkeze gönderdiğiniz evraklar incelendikten sonra, herhangi bir problem çıkmazsa, bu kez Ankara'daki Amerikan Büyükelçiliği'ne görüşmeye çağırılacaksınız. Ama öncesinde sadece Amerikan Hastanesi'nden sağlık raporu almanız gerekiyor. Sağlık raporu alabilmek için, Amerikan Hastanesi'ndeki yetkili birimden önceden randevu alıyorsunuz. O randevuya göre, hastanede hazır bulunuyorsunuz. Önce kaydım yapılıyor. Ardından genç bir hemşire, göz muayenesi yapıyor. Hem miyop hem de gözlük kullanmayınca, neredeyse gösterilen bütün harfleri uyduruyorum. Sıra kan almaya geliyor. Bu sefer orta yaşlı tombul bir hemşire, kan almıyor iğneyi adeta saplıyor! Acıyla gözümden yaş fışkırıyor. Kolum anında morarıyor. Hemşire bu kez istifini bozmadan diğer kolumdan kan alıyor. Amerika'nın ilk acı gerçeğiyle tanışıyorum! Aklımdan ilk geçen 'Acaba göçmen değil de Amerikan Hastanesi'ne herhangi bir sebeple muayene olmak için gelen bir orta gelir grubu üzeri bir hasta olsaydım benden yine aynı şekilde mi kan alınacaktı?' oldu. Morarmış kolumu ovuşturarak, içeride sıramı bekliyorum.

    - Mülakat doktorda başlar
    Daha çilem bitmemiş, doktor da beni muayene edecek. Kapıdan girer girmez, ilk soruyla karşılaşıyorum. 'Neden göçmen olmak istiyorsun?' Bir doktordan böylesine sosyolojik bir soru gelince şaşırıyorum. Nedense sigara içip içmediğimi değil de bunu soruyor. Soru çalışmadığım yerden gelince, 'Her şey bir tesadüftü' diye başlamak yerine, Ph.D değişim programından yararlanmak istediğimi belirtiyorum. Doktor, soruları ardı ardına sıralıyor. Sorulardan biri 'Spor yapıyor musun?' 'Hayır yapmıyorum' diyorum, 'Nasıl yani hiç spor yapmadın mı hayatında?' diyor. Tipimden belli olması lazım aslında ama 'Lisede basketbol oynamıştım sayılır mı?' diye cevap veriyorum gülerek. Anlaşılan doktor espriden pek hoşlanmıyor ve 'Spor yaptığın dönemde bayıldığın hiç oldu mu?' diyor. 'Bayılmadım' diyorum, aslında bu sorulara da bayılmadım!
    Aşı kartım olmadığı için iki aşı oluyorum. Biri sol, diğeri sağ omzumdan. Amerika için ödemem gereken üçüncü acı dolu bedel. Birkaç gün sonra sağlık raporumu alabileceğim söyleniyor. Hastaneye 300 TL artı 5 kuruş ödüyorum. Birkaç gün sonra raporu almaya gidiyorum. İlk gün hastanede benimle birlikte sadece birkaç kişi beklerken, o gün neredeyse 30 Iraklı çoluk çocuk sıra bekliyor. Onların arasından geçip, bir ucu kesilmiş, mühürlü zarfı ve akciğer filmimi alıyorum. Ardından Ankara'daki Büyükelçilik'te görüşme tarihini bekliyorum.

    - Serdar Turgut otobüste
    İstenen saatte, istenen evraklarla Ankara Kavaklıdere'deki ABD Elçiliği'nde hazır olmanız şart. Bana 8 Nisan sabahına saat 08.00'e randevu verildi. O saatte, kapıda hazır olmanız gerekiyor. 7 Nisan'da annemle birlikte otobüse binmek üzere Varan'ın Ataşehir tesislerine gidiyoruz. O da ne? Serdar Turgut da aynı otobüste. Yanına gidip, 'Merhaba Serdar Bey, nasılsınız?' diyorum. Ankara'ya bir konferans için gidiyormuş, ben de (sormadığı halde) Green Card kazandığımı ve Büyükelçiliğe görüşmeye gittiğimi söylüyorum. 'Hayırlı olsun' diyor, muhtemelen benim kim olduğumu hatırlamıyor ve kaçık bir okuru olduğumu zannediyor! Oysa iki yıl yayın yönetmenliğimi yapmıştı. Sabah hazır ve nazır olarak Amerikan bayrağının dalgalandığı Büyükelçilik'in kapısına gidiyorum. Büyük bir kalabalık var, arada polise saat 08.00'de randevum olduğunu söylüyorum. Pasaportumu alıyor ve farklı bir kuyruğa yönlendiriyor.

    - Bir Türk uçak kaçırmış ve benim o gün randevum var
    Sadece Türkler değil yabancılar da sırada bekliyor. Önümde İranlı bir aile var. Üç çocuklarıyla gelmişler. Sırayla içeriye alınıyoruz. Güvenlikten geçiyor ve cep telefonumu teslim ettikten sonra, pasaportumu gösterip, görevliden sıra numarası alıyorum. Ardından da içeriye giriyorum. Memurların suratı beş karış. İçeriye girer girmez CNN Türk'ün açık olduğu dev ekran televizyonu görüyorum. Haber harika!.. Türk'ün biri Kanada'da uçak kaçırmış, Amerika sınırına doğru giderken, Amerikan savaş uçakları hava korsanına zorunlu iniş yaptırtıyor. Bir Türk'ün uçak kaçırması için daha şahane bir gün olamaz değil mi? Bir yandan gözüm numarada, diğer yandan sıra bekleyen diğer adaylara bakıyorum. Hamile bir kadın, eşinin yanına gidebilmek için vize almaya Hatay'dan gelmiş. 'Ya bana vermezlerse ne yaparım' diyor. Orta yaşlı bir çift görüyorum. Çocukları Amerika'da doktora yapıyormuş, onun yanına gitmek için vize almaya gelmişler. İranlı aile biraz ilerimde oturuyor, şakalaşıp duruyorlar. Tıpkı banka gişeleri gibi, memurlar camın arkasında bekliyor. Görüşme camın ardından yapılıyor. O sırada Uzakdoğulu olduğunu tahmin ettiğim görevli, bir Türk'ü kötü şekilde 'haşlıyor'. Yüksek sesle ve İngilizce 'Bankodan uzak dur' uyarısı yapan kadının sesini duyan, herkes o tarafa bakıyor. Bankonun önündeki adam şaşkın, mecburen gerisin geri gidiyor!

    - Amerikalı bir sponsorun yoksa bu kadar evrak boşa
    Numara yanıyor. Nihayet sıra bana geliyor. Evrakları teslim ediyorum. Kadın görevliye yeni başladığım doktora programında öğrenci olduğuma dair belgeyi de uzatıyorum. Evrakların içinden savcılık belgemin orijinalinin çıkmadığını belirtiyor. Nasıl olur? Hepsini göndermiştim! Beklememi söylüyor. Numara tekrar yandığında bu kez diğer bankodan 380 doları yatırmamı istiyorlar. O da ne? Yanlış hesaplamışım. Yanımda sadece 370 dolar var! Doların nisan dalgasında füze gibi fırladığı günlerde yeşilleri almam yetmiyormuş gibi, bir de üzerine param eksik çıkıyor. Neyse ki kredi kartıyla ödeme yapılabiliyor. Ama 10 dolar çekemeyeceklerini belirterek, kredi kartımdan 50 dolar çekiyorlar ve ben 330 dolar ödüyorum. Ve yine beklemeye başlıyorum. O sırada, senkronize bir şekilde İranlı ailenin hep birlikte el kaldırıp yemin ettiğini görüyorum. Nasıl yani? Ben de mi yemin edeceğim? Komik geliyor, o sırada sıram geliyor, şişman ve sarışın Amerikalı kadın memur soru sormaya başlıyor. İlk dikkatini çeken, hem lisansımı, hem yüksek lisansımı hem de doktoramı aynı okulda yapıyor olmam. Ben de tüm sevimliliğimle sorularına yanıt veriyorum. Ve birden 'Mali durumunu gösterir belge yok' diyor. Nasıl yok? Halen Akşam Gazetesi'nde çalıştığımı ve bir yıllık bordrolarımın orada olduğunu söylüyorum. Bunun yeterli olmadığını belirtiyor. Yanımda bir banka hesap cüzdanımın olup olmadığını soruyor. Oysa böyle bir şey isteneceğini kimse söylememişti. O an da annemle olan ortak hesabım aklıma gelmiyor. Ve 'Amerika'da bir tanıdığın var mı?' diyor. 'Evet, bir tanıdığım var' diyorum. O halde, ondan 'sponsor' belgesi getireceksin deyip, elime yeşil bir kağıtla pasaportumu tutuşturuyor. 'Sponsor ne? Amerika'da sponsorum olsa, ben niye göçmen olayım?' diye söylene söylene Büyükelçilik'ten çıkıyorum ve annemle buluşup, İstanbul'a dönüyoruz.

    - Akrabama bile vermem
    Yaklaşık 10 yıldır tanıdığım İsmail Bey aklımda. Silikon Vadisi'nde chip dizayn şirketi var. 10 yıllık hukukumuza dayanarak 'İsmail Bey, vaziyet bu, benden böyle bir belge istediler, sizden almam mümkün mü?' diye mail yazıyorum. Yanıt kısa ve öz olarak hemen geliyor, 'Aylin, daha önce benden bu belgeyi en yakın arkadaşlarım ve akrabalarım istedi, onlara bile vermedim. Bol şans! İsmail'. Nasıl bozuluyorum anlatamam, alt tarafı bir belge diye düşünüyorum oysa öğreniyorum ki ABD'de en ayıp şey birisine 'Bana sponsor ol' demekmiş. Evet, birinden bir şey istemek kadar kötü bir şey yok. Hay benim aklıma, ne gerek vardı tüm bunlara diyorum! Aslında daha Amerikan Hastanesi'nde pişman oluyorum ama dediğim gibi vize için verdiğim para aklımda, şimdi vazgeçmek olmaz diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Sponsor, Amerika'ya adım attığınız andan itibaren maddi-manevi (özellikle maddi) her türlü yükümlülüğünüzü üstlenmeyi kabul ediyor. Yani sistem, sizin oraya yük olmayacağınızı garanti altına almak istiyor. En basitinden böbreğinizde taş var ve tesadüf bu ya tam da Amerika'da böbrek sancınız tuttu. Hastaneye gidip, bir muayene, bir röntgen, bir de ağrı kesici iğne olmanın bedeli 10 bin dolar! Rakam dudak uçuklatıcı. İşte bu nedenle, eğer bir şirkete transfer olmuyorsanız (Böyle durumlarda şirket sponsor oluyor, ancak o da çok kalifiye elemanlar için) sponsor bulmadığınız takdirde, şansınız yanıyor.

    - Sponsorum ünlü tasarımcı
    Tam ümidi kesmişken annemin aklına New York'ta yaşayan Tülay geliyor. Tülay Eryılmaz, genç bir tasarımcı. Tulina markasıyla el yapımı çantalar üretiyor ve New York'un ünlü butiklerinde satıyor. Müşterilerinin arasında Saturday Night Live'ın yıldızı Amy Poehler de var. Annemin sözünü dinleyip, Tülay'a durumu anlatan bir e-mail gönderiyorum. Yanıt hemen geliyor. 'Elbette olurum!' İçime nasıl su serpiliyor anlatamam. Üstelik kısa bir süre önce önemli bir trafik kazası geçiren ve hala fizik tedavi gören Tülay, acılar içinde olmasına rağmen o haliyle kalkıp belgeleri hazırlıyor ve bana kısa sürede gönderiyor. Sevinçle gelen belgeleri ve pasaportumu, bu kez Ankara'daki Büyükelçiliğe gönderiyorum. Neyse ki belgeleri elden teslim etmeme gerek yok. Bir hafta sonra UPS'le bir paket geliyor. Üstelik ödemeli gönderilmiş! İçinden yine bir yeşil kağıt çıkıyor. O yeşil kağıt, yine eksik evrak demek! Bu kez cinnet geçirmek üzereyim! Pasaportu sinirle fırlatıp atıyorum, 'Yeter ya bu ne!' diye... Şimdi de savcılık belgemi arşiv kayıtlı istiyorlar, bir de Green Card'ımın gönderilmesi için bir adres belirtmem gerekiyormuş. Gidip Kadıköy'den arşiv kayıtlı belgeyi alıyor, Tülay'ın adresini de bir post-it'e yazıp, yine Feneryolu'ndaki UPS'in yolunu tutuyorum. Tabii yine posta parası benden çıkıyor! Dört gün sonra kapı çalıyor! UPS görevlisi elinde büyük bir paketle geliyor. 'Belgelerimin tümünü geri gönderdiler, bu iş bitti' diye düşünürken, zarfı açınca ne göreyim: Sam Amca nihayet beni çağırıyor!...

    Green Card çekilişini kazanıp, gerekli evrakları toplayıp, Ankara'daki elçilikte mülakat faslını geçtikten, en önemlisi ABD vatandaşı bir sponsor bulduktan sonra beklemeye başlıyorsunuz. Eğer kabul edilirseniz bir ucu kesik kocaman bir sarı zarf geliyor. Üzerinde göçmen olduğumu yazan fotoğrafımın da bulunduğu bir A4 kağıt iliştirilmiş. Zarfı kesinlikle açmamam ve o kağıdı da zarftan koparmamam yönünde İngilizce, Türkçe ve Arapça yazılmış uyarı mesajlarının ardından, 'Vize tarihlerinize bakın' hatırlatması dikkatimi çekiyor. O da ne? Federal hükümet, sadece 19 Ağustos-27 Eylül tarihleri arasında vize vermiş!.. Yani hemen ABD'ye giriş yapıp 'Ben geldim' demek zorundayım. 380 dolar vize parası alıyorlar ve sadece bir ay içinde 'Fırsatlar Ülkesi'ne adımımı atmam gerekiyor! 100 dolara 10 yıllık turist vizesi almak yerine böyle saçma sapan bir şey yaptığım için kendime söylenip duruyorum. Uçak biletlerinin fiyatına bakıyorum. Sadece Delta Havayolları'nda New York'a gidiş-dönüş ekonomi sınıfı uçak bileti 2.800 TL! Türk Havayolları'nın ise 3.400 TL civarında!.. Ekimde filan olsa daha ekonomik bilet alternatifleri var. Yani zaman azaldığı için haliyle biletler pahalı...

    'Afganistan'da ne işin vardı' önce İstanbul'da sorgulandım
    Neyse, bu lotarya da kazanıp da ABD'ye göçmen olmak için gitmek isteyen o kadar kişi var ki ben de kendi kendime 'bu fırsatı kaçırma' diyorum.

    13 Eylül'de uçağım saat 12.30'da. Havaalanına erkek arkadaşım Ali götürüyor. 'Emin misin gitmek istediğine, istersen vazgeçebilirsin' diyor. Aslında hiç emin değilim ama 'Merak etme, sağ salim gidip geleceğim' diyorum ve check-in yaptırmak için Delta Havayolları'nın desk'ine yöneliyorum. Güvenlik kontrolünü geçmediğim uyarısıyla sıradan çıkartılıyorum. Nasıl ya? Alt tarafı Check-in yaptıracağım, güvenlik de nereden çıktı? 4-5 metre daha gerideki güvenlik bölümüne geçiyorum, sarışın Delta görevlisi pasaportumu alıp, sayfaları çeviriyor. Sonra bana dönüp, 'Pasaportunuzda Afganistan vizesi var!' Eee, suç mu? 4 yıl önce çalıştığım Vatan gazetesinde Türk müteahhitlerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için o ülkeye gittiğimi söylüyorum. 'Peki niye bu kadar çok Schengen vizeniz var?' diye ikinci soru geliyor. Haydaaa!.. 3 aylık Schengen yerine 2 yıllık almayı ben de isterim istemesine de veren kim! Pasaportumu alıp gidiyor, bir başka görevliye gösteriyor, fısır fısır konuşuyorlar. Herhalde beni ajan zannetti diyorum. Oysa benim yüksek tansiyonum var. Heyecanlı işler bana göre değil! Geri geliyor, 'Afgan vizem mi sorun oldu?' diye soruyorum. 'Sakıncalı ülkelere rastladığımızda üssümüze haber vermemiz gerekiyor' diye cevaplıyor. Neyse ki 'Terör eğitimi aldınız mı?' gibi bir soru sormadı. Daha gitmeden 'sakıncalı piyade' yani... Bir de sivil bir görevli tarafından bu kadar sorgulanmam garibime gidiyor. Afganistan'a da tek başıma gitmiştim ve hiç bu kadar gerilmemiştim. Oysa bu daha başlangıçmış!


    'Sorgunun' ardından check-in'imi yaptırıyorum. Yine şanslıyım, rezervasyonum orta koltuk olmasına rağmen pencere yanını kapıyorum! Feridun Ağabey'in (Çalışkan) hediye aldığı Adam Fewer'ın 'Olasılıksız' kitabını okuyorum. Günün anlam ve önemine uygun daha başka bir kitap olamazdı! Arada küçük uyuklamaları saymazsak kitabı bir solukta bitiriyorum. Ve bir yandan da indiğimde başıma geleceklerin 'olasılık' hesabını yapıyorum. Türk hostes deklarasyon formlarını dağıtıyor. Green Card için gittiğimi söyleyince, bana iki form birden uzatıyor. Formlardan biriyle ilgili bir şey sormak istiyorum. 'Meşgulum, biraz sonra' diyor. Ama biraz sonra hiç olmuyor. Yanımdan her geçtiğinde başını çeviriyor. Yanımda oturan İspanyol Lui'ye soruyorum, hemen yanıtlıyor. Lui olmasa daha çok beklerim! 10 saat sonunda JFK'ye indiğimiz anonsu yapılıyor. 'Buraya kadar geldin, bundan sonrası daha kolay' diye kendimi teskin ediyorum. Bir de bavul kovalamak zorunda kalmayayım diye müdürüm Levent Ertem'in tavsiyesine uyarak valizimi kabin içine aldığım için, hemen pasaport kuyruğuna giriyorum. Mahşer yeri gibi bir kalabalık! Önce Amerikan vatandaşlarının olduğu kuyruğa girdiğimi zannediyorum. Oysa doğru kuyruktayım. Çünkü uçağın yüzde 99.9'u başka bir ülkenin pasaportunu taşıyor!

    Pasaport polisi bile imtihan ediyor: Kaç kişiye loto çıkıyor?
    Bekledikçe daha çok geriliyorum. Gözüm pasaport kuyruğundaki kalabalıkta, elinde benim gibi bir sarı zarf taşıyanı görsem, hemen yanına atlayacağım! Ama yok! Nihayet sıra bana geliyor. Hispanik olduğunu tahmin ettiğim genç bir polis memuru eliyle gel işareti yapıyor. Üniformasının üzerindeki rozetten ismini okumaya çalışıyorum. Malum miyop var, tam göremiyorum. Eğer yanlış okumadıysam ismi Dywon. Masasında büyük boy karton kutuda kahve duruyor. Kahvesinden bir yudum alıyor. Bizdeki pasaport polislerini düşünüyorum. Değil kahve, görevleri başındayken su bile içmiyorlar. Dywon gülümseyerek, 'Green Card kazandın ha, seni şanslı' diyor. Evet, diyorum. Pasaportuma bakıyor ve sarı zarfı açıyor. İskambil kağıt destesini karıştırır gibi yaprakları hızlıca çeviriyor ve bu defalarca sürüyor. Sabrım tükenmeye başlıyor. Bu kez evraklara tek tek bakmaya başlıyor. O sırada, 'Yılda kaç kişi Green Card kazanıyor biliyor musun?' diye soruyor. Yine çalışmadığım yerden soru geliyor, 'Sanırım 50 bin diyorum', '55 bin kişi' diyerek beni düzeltiyor. Türkiye'nin kotasını soruyor. 'Hiçbir fikrim yok' diyorum. Hem göçmenlik statüsüyle geliyorum hem de göçmenlikle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Başlangıç için ne kötü bir intiba bırakıyorum böyle!

    Senin sağlık raporun yok!
    Görüşmenin seyri gittikçe değişiyor. Ve en korktuğum şey başıma geliyor, Dywon, 'Sağlık raporun nerede?' diye soruyor. 'Sarı zarfın içinde olmalı' diyorum. 'Hayır yok, içinden çıkmadı' diyor. İyi de ben ne yapabilirim? O zarfı Ankara'daki Büyükelçilik gönderiyor, benim içine konulacak evrakları kontrol etme ya da onlara müdahale etme gibi bir durumum söz konusu değil ki! Amerikan Hastanesi'nden verilen aşı kartımı uzatıyorum, Türkçe yazdığı için, hiçbir şey anlamıyor ve bana geri uzatıyor. Yine evrakları karıştırıyor, o sırada ona verdiğim deklarasyon formlarından birinde, neden ikametgah adresi olarak neden sponsorumun Brooklyn'deki adresini değil de New Jersey'deki oteli gösterdiğimi soruyor. Röportaj yapmak için geldiğimi bu nedenle orada kalacağımı söylüyorum. Mavi deklarasyon formunun üzerine bir çizik atıyor, beyaz olanı ise üçe katlayıp kenara koyuyor. (Oysa o kenara koyduğu beyaz form sonra başıma ne işler açıyor!) Elektronik cihazda parmak izimi alıyor, kamerayla fotoğrafımı çekiyor. Benimle gel diyor, o önde ben arkada yürümeye başlıyoruz. 'Problem var mı?' diye soruyorum, gayet cool 'Yok' diyor.


    ABD ziyaretim JFK'deki polis merkezinden başlıyor
    'Yes We Can' tişörtüm de işe yaramıyor, havalimanındaki polis merkezine giriyoruz.'Başka bir polise, sağlık raporumun olmadığını söylüyor. İçeride bankaların bekleme salonlarındaki gibi koltuklar var. Orada oturmamı söylüyor. 'Aman ne şahane, sadece kendi gazeteme değil, başka gazetelere de haber olmayı garantiledim!' diye içimden geçiriyorum. O sırada muhtemelen tansiyonum 20 oluyor. Çünkü kulaklarım deli gibi uğuldamaya başlıyor. 'En kötü ihtimal beni bir sonraki uçağa bindirirler ve geri gönderirler' diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Evrakları alan polis, tıpkı Amerikan filmlerindeki kasaba şeriflerine benziyor. İçeride bir oda ve çok sayıda polis var. Bekleme salonunda ise benim gibi 'şanslı' bir Uzakdoğulu bulunuyor. Etrafı seyrediyorum, birden 'Eeyliiiiin' diye bir ses duyuyorum. Meğer polis memuru bana sesleniyormuş. Yanına çağırıyor ve ona en yakın koltuğa oturmamı işaret ediyor. Elinde evraklar var, onları zımbalıyor. Gel diye işaret ediyor. Bir forma imza attırıyor, parmak izimi alıyor. 'Bu kadar mı?' diye soruyorum, 'Evet' diyor. O sırada müdürün söylediği 'Polisle beraber fotoğraf çektir' uyarısı aklıma geliyor. 'Bu benim için önemli bir an, beraber fotoğraf çektirebilir miyiz?' diye soruyorum. Önce anlamıyor, 'Dosyanda fotoğrafın var' diyor, 'Hayır, birlikte fotoğraf çektirelim mi?' diyorum. Yüzünde öyle bir ifade oluşuyor ki anlatmam mümkün değil, Serdar Turgut'tan sonra kaçık olduğumu düşünen ikinci kişi! Teşekkür edip, koşar adım oradan uzaklaşıyorum. İçimden 'Eh müdür, alacağın olsun adama rezil ettin beni' diyorum. Bu bizdeki pasaport polisine bir Nijeryalı sığınmacının 'Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?' demesi gibi bir şey! Ve çıkış kapısına doğru koşar adım gidiyorum.


    Hani çıkış formun nerede? Eyvah, ülkeden çıkamıyorum!
    New York'ta üç gün geçirdikten sonra dönüş günüm gelip çatıyor. JFK'den dönüş yolundayım. Delta Havayolları'nda bankoda üç görevli çalışıyor, sırada ben dahil 7 kişi var. Ve yaklaşık 40 dakika sonra sıra bana gelebiliyor.'Az kaldı, sık dişini, çıldırma' diye kendimi teskin ediyorum. Biz de olsa havalimanında sırada sadece 6 kişi olsa ve toplamda 40 dakika beklese, kesin kavga çıkar! Benden başka kuyrukta oflayıp püfleyen yok! Herkes kuzu kuzu bekliyor. Gişe görevlileri gayet sakin 'işlerini' yapıyorlar. Sıra nihayet bana geliyor. Pasaportumu ve elektronik bilet numaramı uzatıyorum. Görevli kadın, pasaportumu alıyor, sayfalarını çeviriyor. Bir şey soruyor, ne sorduğunu önce anlamıyorum. Amerikan vizesinin basılı olduğu sayfayı gösteriyorum. Sonra dank ediyor, girişte verdiğim beyaz formun bir ucunun koparılıp, pasaportuma zımbalanması gerekiyormuş. İyi de Memur Dywon bana öyle bir şey vermedi ki... Kadın, pasaportu bana geri uzatıyor ve check-in'imi yapmayacağını belirtiyor. Sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. İyi de ben nereden bileyim o formun bende kalacağını, o benim işim mi? Pasaportu tekrar uzatıyorum, Green Card'ım olduğunu söylüyorum. 'Tamam peki' diyor, check-in'imi nihayet yapıyor. Havalimanına dört saat önce gitmeme rağmen pencere yanında yer de bulamıyorum, yerim koridor bile değil, orta koltuk! 'Uçağa bindin de pencere yanın kusur' diye kendime söyleniyorum. Normalde havalimanlarındaki mağazaları dolaşmayı çok sevdiğim halde, büyük bir moral bozukluğu ile kendimi 14 numaralı kapının bulunduğu bekleme salonuna atıyorum.

    Vermedikleri formu geri istediler
    Üç gündür sürekli deli dürtmüş gibi gece 3'te uyanıp sonra da bir daha uyuyamaktan, çantama sarılıp gözlerimi kapatıyorum. Ne kadar süre geçiyor, bilmiyorum. Gözümü açtığımda zenci bir Delta görevlisinin salonda bekleyenlerin pasaportlarını kontrol ettiğini görüyorum. Sıra bana geliyor. Pasaportu ve biletimi uzatıyorum. 'Form nerede?' diye soruyor. Haydaaa, yine başladık. Ya verdiniz mi istiyorsunuz? 'Yok' diyorum, sanki pasaportum yokmuş da uçağa öyle biniyormuşum gibi gözlerini açarak 'Kaybettin mi yoksa?' diyor. Geri vermediler diyorum, biletimi alıyor üzerine kocaman bir 'No 194' yazıyor. Sonra diğer yolcuları dolaşıyor. Benden başka koca salonda o formu olmayan bir kişi yok. 10 dakika sonra dayanamayıp yanına gidiyorum, 'Bu formun olmaması benim için sorun mu?' diye soruyorum. 'Hayır' diyor. Ee be adam, madem sorun değil o halde bana niye küçük çaplı bir kalp krizi yaşattın! Boarding time geliyor, uçağa alınıyoruz. Yerime oturuyorum. Derken Gürcü olduğunu tahmin ettiğim bir çift dışarı çağrılıyor. 'Ha tamam sıra bende' diyorum. Neyse ki, korktuğum başıma gelmiyor. Uçağın kapısı kapandığı anonsu yapılıyor. Uçak nihayet havalanıyor ve derin bir soluk alıyorum.

    İstanbul'a inince neredeyse yeri öpecektim hay aklıma...
    İstanbul'a inişte, karikatürlerdeki gibi yeri öpmemek için kendimi zor tutuyorum. Neyse ki erkek arkadaşım Ali beni almaya gelmiş. 'Değdi mi bari Löle' diye soruyor? Hakkımı kaybetmemek için 6 ay sonra yine gitmem gerektiği aklıma geliyor ve kalbim sıkışıyor. 'Elbette değmedi, harcadığım paraya, zamana ve emeğe yazık' diyorum! Orada işiniz, yakınınız, eviniz hazır değilse benim yaptığım gibi 'Alayım da bir kenarda dursun' diye asla başvurmayın. Bu Green Card, şişede pardon kenarda durduğu gibi durmuyor! Eve girer girmez annem kapıda, 'Bir daha seni bu kadar uzağa yollamam' diyor. Oysa daha önce Çin'den Japonya'ya kadar gitmiştim. 'İstesen de gitmem' diyorum. Ertesi gün müdür soruyor: 'Bu Green Card ne işine yarayacak?' Koca bir 'Hiiiç' diyorum. Gerçekten 'hiç'!

    AYLİN LÖLE/AKŞAM
    yapay-zeka, hkviolet and oprmngr like this.

  5. #5
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Arkadaslar özetlemiş bende kısaca özetleyim... benim USA de hic tanıdıgım yoktu 10000 usd ile geldim.. 500 dolara esyalı oda kiraladım ilk aylar orada yaşadım vs derken su an yerleşik bır duzene gectım.. kendı studyo evımdeyım vs ... senin tanıdıkların var nekadar yardımcı olurlar bilemem.. ama ilk geldiğinde ingilizce seviyen mukemmel değilse faydaları olacaktır... mumkun olan en yuksek meblagda nakıtle gel.. veya geldigindede TR den buraya aktar.. yenı bır hayata alısman dıledıgın gıbı bir ıs bulman vs 4-5 ayını alacak.. ama kısacasını söylemek gerekirse calısana burada ekmek daha cok... hayatın fırsatlarıda...güzellikleride...

    alıntı

  6. #6
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Benim geldigim yerde hic tanidigim yoktu bastan soylim. Ilk bir hafta 75$`a otelde kaldim. O sirada craiglistten ev aradim. Tek kisi eve cikmaniz zor cunku kredi notu daha onceki ev sahiplerinden referans falan istiyolar. Bende 850$`a redondo beachte 34 yasinda amerikali bi ablanin yaninda ev buldum. 3 aylik kirayi pesin odeyince ev sahibide kabul etti. Niye kira cok derseniz bulundugum mekan oldukca guvenilir bir mekan ve sahil kesiminde oldugu icin. Mesela hic zenci yok bu kesimde eger sehirin icerlerine dogru giderseniz ucuz yerler bulursunuz ama guvenilirmi bilemem. Neyse ev isini cozdukten sonra bizim ablayla (neely) gece hayatina akmaya basladim. Su amerikan filmlerinde gordugunuz barlar ayni burada da insanlar eglenmek icin gidiyolar kimse kiskanclik yok o hatun benim gibi triplerde degil gayet rahatlar. Havalar gayet sicak hatta denize bile girdim yani okyanusa. Diyeceksiniz is falan ne yaptin. Turkiyede havaalaninda yer hizmetleri memuruydum. Buraya geldim internetten Turk hava yollarinin yer hizmetleri yapan firmayi buldum. Onlarda Turkce bilen eleman ariyolarmis ona basvurdum. Oradan haber bekliyorum. 1 ayi gecti bende artik gecen hafta is aramaya basladim. Garsonluk, bulasikcilik, barmenlik, kasiyerlik ne olursa yapicam. Paralar suyunu cekmeye basladi. Yarinda ehliyet sinavina girip araba alicam. Bos zamanlarimda ki su anda her anim bos korsan taksiye cikicam. Burada yasal bi sirket var onlar sana surada yolcu var suraya gidecek diye mesaj atiyolar kabul edersen tasiyosun parani aliyosun. Iyi para var diyolar onu denicem son care. Simdilik bu kadar gelismeler oldukca yazarim gelecek arkadaslara basarilar.
    Gida isini evde yerseniz iki kisi haftayi 100$la kurtarirsiniz. Disarida pahali olur. Tabi mcdonalds'ta yerseniz basabas gelebilir. Ulasim araba yoksa cok uzun suruyo la icin konusuyorum. Arabayla yarim saat kirkbes dakikalik yeri iki saatte gidiyosunuz. Otobusler 1$-1,5$ ama uzun suruyo iste. Benzinin galonu 4,7$ civari. Bunun disinda kiyafet falan alacaksaniz. Salvation army, goodwill gibi ikinci el kiyafet satan yerler var. Ikinci el deyip gecmeyin cogu amerikali bunlardan alisveris yapiyor ararsaniz 5-10$a kaliteli seyler cikiyor. Ev esyasida alabilirsiniz. Telefon isindende bahsedim. Hic endiselenmeyin hemen t-mobile gidip 10$a uluslararasi sinirsiz konusma karti alip kullanabilirsiniz. Ben hergun evle konusuyorum yanliz sadece sabit hat arayabiliyorsunuz. Bunun yaninda amerikada arama yapabilmek icinde paketler var. Ben 50$ a sinirsiz text mesaj ve data kullaniyorum.simdilik bu kadar aklima geldikce yazarim yine.
    ALINTIDIR
    yapay-zeka and hkviolet like this.

  7. #7
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Herkese Selam

    Uzun bir aradan sonra forumda olmak guzel. Yasadigim bircok talihsiz olaya ragmen sansiminda yardimiyla Amerika da yaklasik 3 seneyi dolduruyorum. Herkes birseyler soyluyor. Gel ,gelme,duzenini bozma, denemeye deger filan falan. Ben birtek sunu soyleyeyim. Gemileri yakmadan imkaniniz varsa gelin gorun. Minimum kisi basi 4-5000 dolar masraf yapacaksiniz. Ayrica yaniniza 20 bin dolar civarinda bir para (tabi harcamalar eyaletten eyalete gore degisir ben yaklasik bir rakam soyluyorum) alin. Mumkun oldugunca kalmak icin kendinizi zorlayin. Ama baktiniz olmuyor geri donun. Sizin icinde bulunacaginiz durum geleceginiz yere gore degisir. Dilinize cok guvenmiyor ama yine de sansliysaniz burada dikis tutturabilirsiniz. Eger ailenizle gelecekseniz durumunuz daha da zorlasacak. 2 sene herturlu zorluga azim ve dayanma gucunuz olsun. Sabriniza , sansiniza ve caliskanliginiza guveniyorsaniz gelin. Ama erkenden havlu atacaksaniz ugrasmayin bile . Cunku kaybedeceksiniz. Beni daha onceki yazilarimdan bilenler bilir . Hic pes etmeyecegimi hep belirttim ve pes etmedim . Cokmu yol katettim ? Sayilir. Geldigimde araba satinalmaktan tutunda ev kiralamaya kadar bircok konuda kazik yedim. Hem de Turklerden. Ama hic yilmadim.Biraz da sansimin yardimiyla su anda gelecege guvenle bakiyorum . Okul da mi okuyorum ? Hayir . Kizimi ve esimi okutuyorum. Su an ben deliler gibi calismakla mukellefim. Pes etmedim ve etmeyede niyetim yok. Once esim okuyacak. Evin maddi durumuna katkiya basladiktan sonra insallah ben okula baslayacagim. Her sey adim adim.

    ALINTIDIR 2008 TARİHLİ BİR GÖNDERİ
    yapay-zeka and fizikçi like this.

  8. #8
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    Herkese merhaba.
    Aslen Izmir li degilim. Izmir de sadece 2 yil yasadim ve itiraf etmeliyim ki cok guzel bir sehir.
    Neyse aslinda oyle forumlara cok takilan birisi degilim. Yanlis anlamayin zamanim olmadigi icin. Burayi da oyle tesaduf eseri baska bir seye bakarken buldum ve birseyler yazmak istedim ABD ye gelmek burada yasamak isteyenler icin.
    1. ABD oyle TV lerde gosterildigi gibi ruyalar ulkesi degil. Bunu bir kere bilmelisiniz.
    2. Eger ingilizce bilmiyorsaniz ve bazi (hepsi demiyorum) turkler gibi ogrenmeye de acik birisi degilseniz burasi kabusunuz olabilir.
    Dil bilmiyorsan, adam gibi muamele goremezsin. Bir kere nerede calisacaksin? Insanlar ile nasil anlasacaksin?
    3. Turkiye de isini birakacalar;
    Turkiye den aldiginiz diplomalar burada gecerli degil. Simdi bazilari cikip YOK den ve denklikten bahsetmeye kalkabilir. Buradaki universiteler Turkiye deki okullardan alinan kredileri kabul edebilirler. Ama isi sana universite vermeyecek. Ise alacak firmalar da Turkiye den alinan diplomalari hemen hemen hic diploma olarak kabul etmiyorlar. Cok specific yeteneginiz var ise durum baska ama onun icin de yine birilerini taniyor yada o birilerini yakinen taniyan birilerini taniyor olmalisiniz.
    Eger diplomaniz yok ise burada genellikle saatlik islerde calisabilirsiniz. Bu isler de calistiginiz eyalete gore 5.5 dolardan 15 dolara kadar degisiyor. Saatlik 15 dolar iyi para diye dusunebilirsiniz. Ama o yerlerde vereceginiz kira ve ulasim giderleri aradaki farki fazlasiyla kapatacaktir.
    Bu isler de genellikle vasif istemeyen isler. Eger adam gibi bir iste calismak ve aylik $5.000 dolarin uzerinde kazanmak istiyorsaniz, universite bitirmeniz sart. Oyle her universite mezunu da bu kadar maas alamiyor. Iyi ve gecerli bir bolumu bitirmeniz lazim. Ornegin, burada ilkokul ve lise ogretmenlerinin yillik gelirleri 25.000 ila 40.000 dolar arasi. Bunun en az 4 de biri vergi. Kalan ile de cok luks bir hayatiniz olmaz (ABD standartlari icinde).
    Yazilim Muhendisligi (Computer Science yada Software Engineering) burada en cok gelir getiren bolumlerin basinda geliyor. Eger 4 yillik bolumu bitiriseniz en az yillik 55.000 dolar ile baslarsiniz. Eger master iniz var ise yillik geliriniz calisacaginiz eyalete gore 75.000 ile 120.000 dolar arasi degisiyor.
    Programcilik gecmisinizin olmasi isi degistirmiyor. ABD deki universitelerden alinmis diplomanizin olmasi lazim. (Eger iyi bir yerde calisayim derseniz). Diplomasiz bu isleri yapanlar ayni parayi alamiyorlar.
    Yok okulla falan ugrasamam derseniz, omrunuz Wal-Mart, McDonalds’, Burger King vb. Yerlerde vasifsiz olarak calisarak ve dogru durust bir geliriniz olmadan yasamakla gecer.
    Turkiye den gelecekler icin;
    Eger kaybedecek birseyiniz yok ise ve buraya gelme sansin var ise, gel derim. Cunku kaybedecek birseyin yok. En azindan burada bir sekilde bir is bulur ve hayatini idame ettirirsin.
    Duzenli bir isi olanlar; Eger memursaniz ve memur zihniyetindeyseniz yani fazla kendini yormaya aliskin degilseniz, buraya gelmeyi aklinizdan bile gecirmeyin derim. Burada iste yukselmek cok kolay ama isinin hakkini vermen lazim yoksa kapinin onundesin.
    Dedigim gibi saatlik islerde calisarak bir yerlere gelmeniz mumkun degil. Ancak gunu kurtarirsiniz. Simdi burada o sekilde calisip Turkiye ye gore luks arabalara binenler bana karsi olabilirler. Ama burada araba almak hic sorun degil.
    4. ABD de saglik islemleri cok pahali. Eger oyle sik hastalanan biriyseniz ve cebinizde paraniz yoksa yada saglik sigortaniz yok ise burasi size gore degil. Saatlik islerde calisanlarin yuzde 98 inin saglik sigortasi yok. Bir ornek vereyim. Gecen arkadas kizini acile goturdu. 20 dakika surmus islemler ve 590 dolar odedi ki aslinda oyle yuksek memblag degil. Bir turk arkadas esini hastaneye yatirdi. 1 hafta icinde yapilan tahliller ve hastane ucreti (ameliyat falan olmadi) 30.000 dolarin uzerindeydi.
    5. Green card ile gelenlere ABD herhangi bir is garantisi vermiyor. Kendin bulmak zorundasin. Burada vatandaslarin sahip oldugu sosyal guvencelerin hemen hemen hibirisine Green Card li olarak sahip degilsin (Bill Clinton zamanindan bir duzenleme).
    6. Eger burada yasamak istiyorsaniz, kesinlikle ve kesinlikle buradan bir universiteden mezun olmanizi tavsiye ederim.
    7. Maalesef buradaki turkler konusunda yazilan kotu seylerin hemen hemen hepsi dogru. Bu sebeple kuraracaginiz arkadaslik iliskilerinde cok dikkatli olmaniz lazim. Tamamen tanimadan kimseye (turk yabanci farketmez) guvenmeyin.
    8. Kriz konusu. Evet kriz burayi da etkiledi. Bu sebeple milyonlarca kisi isini kaybetti. Ise almalarda oncelik vatandaslara veriliyor. Bu konuda yazili birsey yok ama uygulama bu sekilde. Eger yabanci alan bir sirket var ise kesinlikle sizi ucuza calistiracaktir.
    Aslinda yazacak ve anlatacak cok sey var. Burasi cok guzel bir ulke. Kendini insan gibi hissedebildigin bir ulke. Hayat standartlari yuksek bir ulke. Ama cogu kisi buradaki standartlarini Turkiye standartlari ile karsilastiriyor ki buyuk yanilgi. Kendini bu ulkenin standartlari ile karsilastiracaksin ki nerede oldugunu gorebilesin. Yoksa saatlik 8 dolar bile muthis bir para Turkiye standartlari ile. Ama buranin standartlarinda girebilecegin kategorinin bir alti homeless (evsizler) kategorisi.
    Basta dedigim gibi bircok kisi simdi bu yazdiklarima kizacaktir. Ama egri oturup dogru konusalim. Adam akilli dusunduklerinde hemen hemen herkes benimle ayni fikri paylasacaktir.
    Bunlari yazarken de amacim kimseyi incitmek yada yermek degil. Sozlerim buraya gelmis olana degil. Onlar zaten gelmisler. Sozlerim buraya gelmeyi dusunenlere. Eger caliskan bir zihniyetiniz var ise, calismaktan gocunmam derseniz ve kendinizi gelistirmeyi seven biriyseniz burasini cok seveceksiniz. Yada kaybedecek birseyiniz yok ise yine burasi size gore derim.
    Saglicakla kalin (Hizli yazdim eger kelime hatalarim varsa yada dusuk cumleler kurduysam kusura bakmayin).
    ************************************************** *************************

    Ulkemizde gusel bi isiniz ii bi yasantiniz varsa sevdiklerinizi ardinizda birakip ,coluk-cocuk yollara dusmeyin derim ben...illa da gelicem diyenlerde SAKIN eliniz kolunuzu sallayayak gelmeyin buraya..Hele tanidiginiz (yakin tanidiginiz ,gercekten isinin gucunun arasinda sizinle ilgilenebilecek bi tanidiginiz!) varsa az da olsa Ing varsa,yasiniz 25-27 veya altindaysa,maceraci bi ruha sahipseniz,TR de sifiri tuketmisseniz ,yada sadece EGITIM amacli burda bulunmaniz gerekiyorsa da KESINLIKLE gelin,zaten bu durmda kalsaniz orda ne yapacaksiniz ki!!

    sadece 4 yillik tecrubelerimi aktardim,kimse uzerine alinmasin ...yoksa memleket benim degil,isteyen gelir,istemeyen kalir,herkes kaderini yasar bi sekilde,ama bazen bize firsatlar sunar Allah bakalim hangini secicez die bi anlamda kaderimizi birazda aldigimiz bu kakarlar,yaptigimiz secimler cizer onun icin yazdim yazdiklarimi...o uzuldugunuz an hersey icin cok gec oluyo cunku!

    gelenlerede kalanlarada BOL sans diliyorum,gelenlere daha COK diliyorum hatta cunku COK ihtiyaclari olucak...!

    herksese kucak dolusu sevgiler....

    ALINTIDIR 2011 tarihli bir gönderi

  9. #9
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    AMERIKADA HANGI SEHIRE GELECEGINI KESTIREMEYENLER LUTFEN ASAGIDAKI YAZIYI IYI OKUYUN

    Boston da bir evde kaliyordum 1300 dolar kira veriyordum yukaridaki 13 madde yoktu ve park yeride yoktu
    San Diego ya tasindik 700 dolara bir oda salon havuz var o kadar ama pis bir havuz park yeri 1 tane verdiler ikincisi parayla ama SAn diego da is yok ekonomi yok endustri sanayi sirket yok yani para yok hersey turizm cok az da bioteknoloji sirketi var. oturdugumuz ev 20 yillikti
    LA e sik sik gidip gelirdik biziim iki katimiz kira verenler vardi ama evler buzdolabi yoktu o yuzden millet kufur edip buzdolabi ariyordu, park yeri vardi ama sehire uzaktilar ve yukaridaki 13 madde yoktu
    simdi Houston gibi amerikanin 4. buyuk sehrinde ana cadde uzerinde bu ozelliklerde condo ve yeni yapilmis 780 dolara var diyorum
    ve siz kalkip bir saniye ya nasil olur bu iste bir yanlislik var, nasil olabilir diyeceginize dedikodu yapiyorsunuz
    unutmayinki burayi TR den ABD den ve belki avrupadan kanada dan bir suru yeni hayat kurmaya hazir turkler yani sizin irkdaslariniz okuyor.
    Bir iki insanin yaptigi iyiligi mahvetmeye calisiyorsunuz. Kendinize gelin
    (Yukaridaki 13 maddeye bir tane daha ekledim, kapali basket sahasini eklemeyi unutmusum, yerler parke ayrica muzik esliginde basket oynuyorsunuz, yani beton saha da degil)

    Simdi diyceksiniz ki bu basket sahasi neden bu kadar onemli

    Boston da evim Boston college a acaip yakindi, bir gun basket oynamak icin arkadaslar cagirdilar, hava soguk acaip soguk hemde Mayis ayinda ama millet cagirmis gitmemiz lazim. Neyse kalktik gittik boston college icindeki kapali saha. Trenle 10 dakka da gittim kapali sahayi buldum tam iceri girecem kapidaki gorevli kimligimi sordum. Dedim yok arkadaslar cagirdi.

    Buraya kadar normal, adam demezmi 8 dolar adam basi. Burasi da normal, cunku sonucta okulun ogrencisi degiliz. Dedim oha cok pahali indirim mindirim sunu tanirim bunu tanirim. Adam ne dedi biliyormusunuz?
    Buranin ogrencisine de 8 dolar.

    Adama bi hass..tir cektim, adam inanmiyorsan icerideki arkadaslarina sor dedi. Iceri girdim tabi giris o giris, disarisi buz gibi oldugu icin herkes iceriye dolmus bende arada izimi kaybettirdim, maci oynadik 20 dakka sonra soguga dayanamadim cunku hakkaten iceriside soguk ve ciktim gittim. Arkadaslara sordum herkes 8 dolar vermis.

    Boston da 8 sene yasadim, bir fitness center a gitmek ki icerisi sidik ve ter kokuyordu ama Brighton da baska yer yoktu sirket indirimi ile 60 dolar veriyordum 8 sene once. Simdi Houston da 20 dolara bir fitness center a gidiyorum fotolarini ceksem album yaparsiniz.

    Boston NY NJ buralari hep gezdik gorduk rezillik Northeast in her yerinde diz boyu

    Butun bunlari neden anlatiyorum.?

    Biz cektik bunlari bu sacmaliklari cunku ABD de daha guzel sehirler oldugunu bilmiyorduk, hele San deigo ve LA tam bir rezaletti. Havasina suyuna kizina meksika sinirina kanip gittik. Seneler gecti bazi seylerin farkina vardik arastirdik biraz da tesadufler yardim etti ve Houston i bulduk.

    Umarim bu yazilarimi green card la gelen yeni gocmen turk arkadaslar okur ve anlar Houston diye bir cennetin varligindan. Akil var mantik var ayni maasi yapip eyalet vergisi vermemek uzerine herseyi 3 te bir ucuzluga veya evde 6 da bir ucuzluga almak varken neden senenin 5 ayi kar kuremek yada gunes gorememek yada LA deki pisligi kalabaligi pahaliligi yada Florida daki issizligi cekmek.

    Bir burada sizleri bilgilendirmek icin variz, varsin catlak sesler bize fettullahci desin, bakkal desin ne derlerse desin. Aklin yolu birdir. Houston Amerikada turk bir aile icin yasanacak en guzel sehirdir. Bunu havada karada ispatlamaya hazirim.

    Bana oguz*****@yahoo.com dan ulasabilirsiniz.

    Sozkonusu mesaj ve 13 madde asagidadir

    Arkadaslar,
    Bizim hanimla kavgaya tutustuk bu illaki yeni eve tasinmak istiyorum diyip duruyor
    Su an kalacagimiz daire 2 oda bir salon boydan boya hali kapli, bulasik makinesi camasir makinesi hersey var. Kira 705 dolar ve buna su elektrik gaz dahil yani istedigin kadar kullan.
    Sitede havuz jakuzi bedava video klubu var, guvenlik gorevlisi ana kapida yani herkes giremiyor. Evin yaninda park var turk bakkali iki sokak otede ve Sehrin merkezi yeri Galleria 1 mil uzaklikta. Ana otobanlar 59 ve 610 1 er mil uzaklikta. Yani konum super fiyat manyak super ve hatta sitede 100 e yakin turk yani 40 hane falan yasiyor. Artik muhabbette guzel.
    Ama iste Turk kadini bu daha guzel ev isteyecek tabi. Simdi biz bir yer bulduk. Sitenin adresini veriyorum.
    http://www.altabrook.com/j/s/i/iFram...077F&p_pgid=43
    gidin fotolara bakin
    Bu bina bize 2 mil uzakta ve buranin bagdat caddesi sayilan Westheimer in kesisiminde. Karsisinda walmart varki walmart haftada bi gitmezsem uyuyamam. Baya ucuz bir yer. Ayrica yaninda sams club var burda da acaip ucuz ve iyi benzin satiliyor.
    simdi yeni yerin ozelliklerini siraliyorum siki durun
    1) Bina insaati gecen sene bitti yani yepyeni
    2) 780 sq ft yani 78 metrekare baya buyuk iki kisi icin
    3) camasir bulasik makinesi icinde
    4) evin hemenher odasinda tepede fan i ve AC si var
    5) 2. katta alicaz ve buyuk balkonu olacak
    6) Sitenin cok guzel yeni havuzu var 24 saat acik
    7) 24 saat acik yeni yapilmis fitness center her turlu alet var
    8) film odasi var yani DVD ni kap gel buyuk ekranda sinemanin yari buyuklugunde bir yer var arkadaslarini cagirip fil seyredebiliyorsun
    9) business center i var yani orada fax machine iki DSL baglantili PC var
    10) konferans odasi yani arkadaslarla toplanti falanmi yapacaksin burasi onun icin
    12) Arabani temizlemek icin bedava vacuum ve araba yikama yeri yapmislar hos esasinda maliyeti 1 dolar disarida ama bedava iste
    13) Parti odasi gibi bir yer var istersen orada parti verebiliyorsun ve buda bedava ama onceden rezerve etmen gerek
    14) Kapali basket sahasi yerler parke isiklandirilmis ve 24 saat acik

    Butun bunun hepsini ayda 787 dolara kiralayabiliyorum. 300 dolar off var bi 300 dolarda off icinde oturan turk sayesinde aliyorum ilk seneye mahsus. Sonucta yillik contract ten hesaplarsak ayligi 725 e geliyor. Maalesef buna su elektrik gaz dahil degil. Sonraki yillar 787 sordum pek kira zammi olmuyormus cunku yeni bina yeni sirket.
    1)Sizce tasinmalimiyim?
    2) Yasadiginiz yerde buna benzer bir condo nun kirasi ne kadar?

    ALINTIDIR 2005 TARİHLİ GÖNDERİ
    yapay-zeka likes this.

  10. #10
    Senior Member ogy13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    368
    bilgiyi ortaya koyup karari okuyana birakmak lazim. doktor olup pizza dagitan da var. sifirdan gelip is guc sahibi olanda var mekan sahibi olan da var. ben de cok gordum ODTU"lu BILKENT"'LI aglayan...
    Bir okadarda mekan sahibi olmus hemde sifirdan gelerek, is guc sahibi olan gordum.... her kezin basarma sansi var. bence herkez denemeli. kanuni yollarla hedefine ulasmaya calismali. bana pisman misin derseniz su an itibariyle hayir derim. o aglayan sizlayan cazgirlik yapanlarin %90 ' buraya ya kacak gocek gelmis, yada farkli statulerde yasayan insanlar.Gc si olup yada vatandas olup sizlan insan sayisi bir elin parmaklarini gecmez. evlenmistir burada kazik yemistir. ogrenciyken calismis sisteme takilmistir. okul bittikten sonra bu yuzden dolayi calisamiyordur...vs.GC ile gelenle ogrenci vizesi turist vizesiyle gelen bir olurmu... ayni sartlarda Amerikada yasayabilirmi tabiiki hayir.ayni yasam standardini tutturabilirmi ayni kalitede yasayabilirmi.O aglayanlar sizlananlar niye hala burada ( amerikada) ellerinden tutan mi var? ne den acaba onu da meraklisina yazariz Amerikaya, buradaki ozgurluk ortamina alisan TR de ne yapar. benim cuba'dan yillar once kacmis bir arkadasim var. Turkiye'deki sistem cubadan biraz hallice... oyle aman aman bir fark yok. belli bir sure burada yasayipta Turkiye'ye donen insan gorecekki Tr.'nin demokrasisi kendisine kafadan 5 en az 5 numara kucuk gelecek... mesela sebeblerden birisi bu, daha 1000 tane madde sayarim. buradan gitmek istemiyor ama yasayamiyorda.... ozaman hircin oluyorlar ona buna sariyorlar sanal manal... digeri bu mesela...
    onun icin yaziyoruz. dogru statu (dogru viza) mutlu bir yasam . cakallik yapan ciddi sIkinti yasar. sistemin disina itilir/dahil olamaz. sonra da ona buna sarar...vs. o aglayanlar sovenler sizlananlar. bir de buraya sebeblerini yazsinlar. yapmalari gereken ne yi yapmadilar yada yapmamalari gereken neyi yaptilar. Afedersiniz devletin kurumlari salak mi seni gormuyormu... bir de niye Turkiye'ye donmuyorlar gidemiyorlar. gidememenin sebeblerini de rahatlikla yazabilirim.
    Neyse herkezin isleri gonullerince olsun. bir sey yazarken vicdanli olmak lazim .saglicakla.
    ALINTIDIR
    yapay-zeka likes this.

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •